Dalyan

Kenan; Dalyan’lıların deyimiyle ‘İstanbullu Kenan’ apartlarını tek tek müdavimlerine satmadan çok önce, yazları Muğla'nın en güzel yerlerinden biri olan Dalyan’a gider, orda kalırdım. Kenan’ın apartları orda kalanlarındı, zaten daha satılmadan sahipleri vardı, bütün yazlarını, bazen senenin yarısını orda geçiren turistler, aileler vardı. Orada hepimiz her yer bizimmişçesine rahattık, Kenan da apartları bize bırakmışçasına… Havuzun yanındaki çardak, oturma tahtları, ortak mutfak, akşamüstü sohbetleri, arkada uzayıp giden devasa bahçe ve onun içinde Kenan’ın evi; Dalyan’ın en gizli kalmış yerlerinden birinde sessizliğin ve huzurun tam ortasında, adı ‘yaz’ olan her şeyden biraz vardı; yumuşak bir akşam esintisi, geceye uzayan sohbetler, güzel yemekler, soğuk bira, duş, deniz yorgunluğu ve tülleri dans ettiren sabah yelinin altında tatlı bir uyku. Uzun bir günün, denizin ardından, ıslak saçlarımla, yazlıklarımı giymiş, havuzun başına giderken düşlüyorum kendimi zaman zaman, az sonra toprak yoldaki yerinde duran Ford Taunus’un önünden geçip; Cortazaar’in Güney Otoyolu'nu bir kere daha hayranlıkla hatırlayarak yemeğe, nehir kıyısındaki bir restorana gidip nefis bir balık, karides güveç ve meze yiyecekmişiz gibi. Sonra… Sonrasında gece uzayacak, sohbetler uzayacak, serinlik bastırıncaya dek oturmak, çardakta vakit geçirmek, düşünmek, özlemek ve uyumak kalacak..

Yalnız olmayıp da yalnızmışım gibi gönlümce yazlar geçirdiğim tek yerdir Dalyan, naiftir. Sanki yaptığım her şey bana özgüymüş, her şeyi kendimce yapmışım gibi. Nitekim öyleydi de. İlk zamanlar henüz İngilizlerin istilasına uğramayan Dalyan, gördüğüm en güzel kasabalardan biridir. Doğası, labirentimsi sazlıkları, kaplumbağaları, nehir kenarındaki coşkulu çiçekli otelleri ve restoranları, her yerden, her an ayrı güzel görünen öte yakadaki kral mezarları, karşıda Kaunos’un sırtını yasladığı tepecik ile Dalyan, ilk göreni tam anlamıyla ‘çarpan’ bir yerdir. 

Bütün gün bisikletle kasabayı tavaf eder, sabahın erken saatiyse ve gücüm varsa plaj yolunu tırmanır, ya da kürekçi kadınlardan birinin kayığıyla kral mezarlarına geçip manzaramı tersyüz ederek bu kez de oradan Dalyan’ı seyrederdim.

Sonra da irili ufaklı kral mezarlarının önünden geçen yokuşu yürüyerek Kaunos’a varırdım.

 

Kalıntıları korunabilmiş akropolü, surları, tiyatrosu, kilise ve hamamı, yolları, tapınakları, limanı ve mezarlarıyla eski Kaunos’luların inşa edip zenginleştirdiği beş bin yıllık bu kent bana Xanthos’u hatırlatıyor, onlar gibi özgürlükleri için savaşmış ve yenilmemiş insanlar yaşamış burada da.

Tiyatronun sıralarına oturup düşündüğüm eski yaşantılar, buraya basan ayaklar, dokunan eller, düşünceler ve aşağıdaki eşsiz gölet, belki de hiç değişmeyen güneşin batışıyla Kaunos hep yarım kalan bir yerdir, belki bir daha gitmek için bir bahane; tamamlanmamış bir maket, yarısı olmayan kilise, hamam kalıntısı gibi;  tamamlamak içinse gereken şeyler yalnızlığın tadı, sessizliğin derinliği, aşağıdaki derin ve koyu mavi gölet, güneşin batarkenki burukluğuyla kırmızı şarabın buğusu ve mutlaka bir Hayyam şiiri bestesi; Mehmet Güreli’den Kimse Bilmez…

Bulut geçti, gözyaşları kaldı çimende
Gül rengi şarap içilmez mi böyle günde?

Seher yeli eser yırtar eteğini gülün
Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün

Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye?

Kimse bilmez…

Bütün bunları sanki bir çocukluk anısını tekrar tekrar yaşıyormuşçasına düşünüyorum; Kaunos’un kıyısındaki sadelik, şarkının içime dokunan tınısı ve güzelliği; güneşten bir tülün ardından, derinlerden gelen tatlı seslerin hayal meyal duyulduğu, bir buğunun ardından göz kırpan yemyeşil bir bahçenin içinden akan suyun serin sesi ve toprak yolun çağrısı gibi.. sanki bütün bunları açık bir kapıdan izleyen ben, güneşten tülü yırtıp geçsem yolum tekrar tekrar Dalyan’a çıkacak, tekrar tekrar kendimi Kaunos’ta tiyatronun merdivenlerinden aşağıdaki göleti izlerken bulacağım, zavallı limanın gölet hali ve o güzel şarkıyla hüzünleneceğim.

Gelelim denizine; caretta carettaların, incecik kumlarının altına yumurtalarını bıraktığı ünlü İztuzu Plajı Dalyan’a en yakın plaj ve oraya ulaşmak için çeşitli alternatifler var. Güzel bir ormanın içinden geçen ve bol yokuşlu 12 kilometrelik karayolunu bisikletle veya Dalyan merkezden düzenli kalkan minibüslerle, katedebilirsiniz. Veya Dalyan’dan kalkan teknelerle, labirentimsi sazlıkların ve İztuzu Gölü’nün içinden geçerek 35 dakikalık keyifli bir yolculukla 8 kilometrelik plajın diğer ucu olan, denizle gölün buluştuğu, tatlı ve tuzlu suyun karıştığı noktaya varırsınız. İki uç arasında akşamüstü keyifli bir yürüyüş yapıp aynı günde iki alternatifi de deneyebilirsiniz.

Nesli tükenmekte olan Caretta’lar sayesinde sit alanı ilan edilen ve bu nedenle yapılaşmanın yasak olduğu plaj, dünyada doğallığını koruyan ikinci plaj olma unvanına sahip. Plajda yalnızca ahşap soyunma kabinleri, duşlar ve küçük büfeler var. Sabah saatlerinde durgun olan deniz öğlene doğru dalgalanır ve su çok sığdır, bu nedenle dalgalarla saatlerce oyun oynayabilirsiniz. Ancak plajın henüz açıldığı sabahın en erken saatlerinde giderseniz size özel plajın ve çarşaf gibi denizin tadını çıkarabilirsiniz.

Faydalı notlar: Sazlıklar kuş gözlemcilerini cezp edecek kadar kuş türüne ev sahipliği yapmanın yanında hatırı sayılır bir sivrisinek popülasyonunu da barındırıyordu. Her ne kadar son yıllarda etkin ilaçlama yöntemleriyle azalmış da olsalar alerjisi olanlar önlem almalı.

Artık bolca İngiliz’in yaşadığı ve kaldığı kasaba, çok sayıda bara ve canlı bir gece hayatına sahip. Tabi alışverişlik dükkânlara da. Gürültüden kaçınmak için merkeze biraz uzak kalınacak yerler tercih edilebilir. Denize uzak olduğu için yüzme düşkünlerine havuzlu yerler tavsiye edilir.

Son gidişimde Dalyan standartlarının üstünde, nehrin kenarında ve yerleşimlerin uç kısmında lüks bir otel yeni faaliyete geçmişti, akıbetini bilmiyorum, muhtemelen halen oradadır. Konfor meraklıları tercih edebilir. Bunun dışındaki kalınacak yerler mütevazi, bol yeşillikli ve rahat yerlerdir. Nehir ve kaya mezarları manzaralı olanlardan sessiz ve sakin, merkezin dışındaki yerlere kadar seçenekler mevcut.

Son tavsiyem bu ve bütün yolculuklar için geçerlidir; tatile baş başa olmaya katlanabildiğiniz, anlaşabildiğiniz, rahat vakit geçirebildiğiniz ve gerektiğinde size yalnızlığınızı sunabilecek biriyle gidin, en yakın ihtimal -şanslıysanız tabi- yine kendiniz olacaktır.. Keyifli yolculuklar..

 

fotoğraflar: Güney Yıldız

0
Your rating: None
  • Resimli Mecmua

    Bu sitenin içeriği, kullanıcılarının bilgi birikiminden, deneyimlerinden ve yaratıcı zekalarından beslenir. Herhangi bir konu sınırlaması olamamakla beraber, gönderilen içeriğin Resimli Mecmua'nın havasını yansıtması beklenir. Hal böyle iken gönderilen her içerik yayınlanacak diye birşey yoktur, neyin yayınlanıp neyin yayınlanmayacağı editörün paşa gönül kriterlerine bağlıdır. Nitelikli Türkçe içerik sağlamak sitenin temel görevidir.